Makaleler

Makale 1

BİLİŞSEL* TEORİLER OTİZMİ ANLAMAMIZDA BİZE NASIL YARDIMCI OLUR?
Uta Frith, Bilişsel Nöroloji Enstitüsü, Londra Koleji Üniversitesi
Francesca Happe, MRC Sosyal Genetik ve Gelişimsel Psikiyatri Merkezi, Psikiyatri Enstitüsü,
King’s Koleji, Londra
(Autism-Europe tarafından yayınlanan LINK dergisinden alınmıştır.)

Günümüzde otizm, davranışlar baz alınarak ve incelenerek teşhis edilmektedir. Otizmi tespit etmek için kan veya kromozom testi yoktur. Yaşa, yeteneğe, kişiliğe ve çevreye göre davranışın çok değişken olması, davranışlara göre tanı koymanın zorluklarından birisidir. Otizm söz konusu olduğunda, sessiz ve ilgisiz bir çocuktan, çok fazla konuşan ve aşırı arkadaşça davranan Asperger’li yetişkine kadar geniş bir yelpazeyle karşılaşırız. Otizm yelpazesindeki birçok birey entellektüel bozulmaya ve genel bir gelişimsel gecikmeye sahip olmakla birlikte, bazı otistik bireyler aşırı zeki olabilmektedir. Bu yelpaze boyunca belli temel özellikleri, evrensel olan ve anahtar tanısal kriterlerini oluşturan sosyal ve sosyal olmayan alanlarda izleyebiliriz: Tekrarlayıcı ve kısıtlı bir alana yönelik ilgi ve aktiviteler ve buna eşlik eden sosyal ve iletişimsel gelişimdeki eksiklikler.

Otizm yelpazesini anlamak isteyen kişiler en az iki soru ile karşılaşırlar. Bu sorulardan ilki, bu temel güçlüklerin neden bir araya geldiğidir? İkincisi ise, bu güçlüklerin ortaya çıkmasının neden bu kadar çeşitli olduğudur? İlk sorunun cevabı, tek bir bilişsel yetersizliğin üçlü bir bozukluğa (sosyal yetenek, iletişim ve uyum) neden olduğu şeklinde bir cevaptır. Bugüne kadar bütün bu güçlükleri yeterli şekilde açıklayabilen tek bir psikolojik teori önerilmemiştir. Bunun yerine, bu üçlünün değişik parçalarının, altta yatan değişik bilişsel yetersizliklerle daha iyi açıklandığı görülmüştür. Günümüzde üç farklı bilişsel teori, bu temel güçlükleri açıklama çabasındadır. Bu teorilerin her biri, otizmin bütün özelliklerini değil bazı özelliklerini açıklamaktadır. Bir teori sosyal güçlükler ve iletişim güçlüklerini açıklarken (zihin körlüğü-mindblindness), ikinci teori tekrarlayıcı davranışlar ve günlük yaşamın gerekliliklerinin üstesinden gelmedeki bozulmaları açıklamaktadır (yürütücü işlevlerde yetersizlik-executive dysfunction). Üçüncü teori detayları sıra dışı bir şekilde kavramayı ve dahi sendromunu açıklamaktadır (detaylardan bütün oluşturmada yetersizlik-weak central coherence)

Sosyal güçlükler ve iletişim güçlükleri ‘zihin teorisi’ (theory of mind) veya ‘zihinselleştirmede (mentalising) yetersizlikle’ iyi açıklanmaktadır. Otistik bireylerin çoğu kendilerini başkalarının yerine koyma konusunda veya başka bir insanın ne düşündüğü ve hissettiğini anlama konusunda zorluklar yaşarlar. Bu durum onların niye genel olarak normal yollardan iletişim kurmayı zor bulduklarını; niye ebeveynlerine veya öğretmenlerine onların bilmedikleri önemli bir bilgiyi söylemeyi ihmal edebildiklerini, niye şaka yapıldığını algılayamadıklarını, karşılıklı arkadaşlığın niye zor olduğunu ve niye konuları harfi harfine ele aldıklarını açıklamaktadır. Niye sır saklandığını veya yalan söylendiğini anlamak otistik bireyler için tipik olarak gizemlidir. Zihin teorisi bütün bunları açıkladığı halde, otizmde tekrarlayıcı davranışları yeterli olarak açıklamaz.

Şu an popüler olan ve problem üçlüsünden sosyal olmayan yetersizlikleri açıklamaya çalışan teori, otizmde yürütücü işlevlerdeki yetersizliği tartışmasız kabul eder. Organizasyon becerisi, yeni veya karmaşık durumlarda uygun davranmak için ihtiyacımız olan yüksek düzey kontrol süreçlerini tanımlar. Bu fonksiyonlar plan yapma yeteneği, stratejileri değiştirmek, bir hedefe ulaşmak için davranışımızı gözlemlemek ve düzeltmek, bilgiyi akılda tutmak, bilgiyi uyarlamak ve yararı olmayan davranışı yapmamayı içermektedir. Beyinlerinin ön lobunda hasar olan bireyler gibi otizmli bireyler de bu kontrol fonksiyonlarında sorunlar yaşarlar. Bu problemler, otistik bireylerde günlük hayatta değişime karşı esnek davranamama, plan yapamama ve değişimlere ayak uyduramama olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu iki teori, otistik davranışın temelinde olan yetersizlikleri belirlemektedir. Diğer yandan otistik spektrum bozukluklar, şaşırtıcı üstün yetenek ve özelliklerle de ortaya çıkabilmektedir. Bu yetenekler matematik, müzik, resim, yap boz yapma veya başka görsel testlerde üstün yetenek, görünürde ilgisi olmayan bilgilerin hatırlanması ve küçük değişiklikleri fark etme gibi yetenekler olabilmektedir. Bu yeteneklerin otistik bireylerin bilişsel özelliği olan ‘detaylardan bütün oluşturmada yetersizlik’ sonucu ortaya çıktığı varsayılmaktadır. Otistik olmayan bireylerin çoğu dışarıdan gelen bilgiyi ‘anlama yönelik’ işlem yapmaya eğilim gösterirler. Otistik bireyler ise, detaylara yönelik işlem yapma eğilimi gösterirler ve genellikle bütünsel anlamı kaçırırlar. Detaylara odaklanma özelliklerinin, otistik bireylerin yukarıda belirtilen alanlardaki üstün yeteneklerini açıkladığı düşünülmektedir. Bu özellikler otistik çocukların bazılarının ebeveynlerinde de görülebilmektedir.

Yukarıda anlatılan üç teori, zihin körlüğünün direkt etkileri, yürütücü işlevlerde yetersizlik ve detaylardan bütün oluşturmada yetersizlik, ilgi çeken araştırma konuları olmuştur. Ancak bu üç alandaki yetersizliğin otistik bireylerin gelişim süreçleri üzerindeki etkileri, çok önemli bir konu olmasına rağmen, tam olarak araştırılmamıştır. Bu gelişimsel etkiler üzerinde çalışıldığı takdirde, otizmin ortaya çıkmasının niye bu kadar farklı ve karmaşık olduğunu belki daha iyi anlayabileceğiz.

Zihin körlüğünün neden olduğu; kavramada farklılık, kelime öğrenmede güçlük, ortak dikkatin olmaması gibi yetersizlikler, sosyal olarak desteklenmiş öğrenme ile yani gözlem ve taklit ile belirgin bir şekilde düzeltilebilmektedir. Konuşmanın gecikmesi yada olmaması zihin körlüğünün gelişimsel etkilerini yansıtmakta olabilir. Sosyal süreçler aracılığıyla öğrenmedeki başarısızlık bazı vakalarda düşük zeka seviyesiyle açıklanmakla birlikte, bir araştırmada zeka seviyeleri düşük olan otistiklerde bile, sosyal olmayan bilginin hızla işlenebildiğine dair kanıtlar bulunmuştur. Bu çalışmanın ortaya koyduğu gerçek, otistik çocuklarda zihin körlüğünün etkilerini en aza indirebilmek için, öğrenmeye yönelik alternatif (sosyal olmayan) yollar bulunması gerektiğidir. Yürütücü işlevlerdeki yetersizlik durumu, aktiviteler veya zihnisel faaliyetler esnasında uyum göstermeyi zorlaştırmakta, dolayısı ile de sınıf ortamlarında öğrenmeyi etkilemektedir. Karmaşık problemlerin varlığı ve esnekliğin olmaması adaptasyon ve rutin aktivitelere katılımda bulunma cesaretini engellemektedir. Bazı otistik bireylere, bir etkinlikten diğerine geçme bilgisayarda gösterildiğinde, eğitimci tarafından gösterilmesine kıyasla daha iyi sonuçlar aldıklarını gösteren çalışmaların olması cesaret vericidir. Bu bulgular sosyal olmayan ödül sistemlerinin kullanılmasının otistik bireylerin yüksek düzey yeteneklerini en üst seviyeye çıkarmalarına yardım edebileceğini düşündürmektedir.

Detaylardan bütün oluşturmada yetersizliğin uzun dönem etkileri üzerine çalışma yapılmamıştır. Fakat diğer insanların kaçırdığı küçük detayları fark eden çocuğun arkadaşlarına göre daha farklı ilgi alanları olacağını söyleyebiliriz. Detaylara odaklanan zihinde bilgi ve birikimin depolanması da farklı olacaktır. Üstün yetenekli bir otistik olan Temple Grandin kediyi kavram olarak düşünemediğini, bunun yerine görmüş olduğu her bir kediyi düşündüğünü söylemektedir. Otistik bireyler prototipler oluşturmak yerine belirli örnekleri depoladıklarından, farklı bir algılama ve öğrenme biçimleri vardır.Detaylardan bütün oluşturma yetersizliği, özel bir hafıza sistemi oluşturabilir ve gittikçe diğer insanlardan ayrılmaya eğilim gösteren tercihler şekillendirebilir.

Bu teoriler, otistik çocukların farklı bir gelişim yolu izlediklerini ve bu yolun yeniden ve bireye özgü olarak yapılandırılmasının öğrenmeyi kolaylaştıracağını ifade etmektedir. Bu sebeple normal gelişim gösteren çocuklar için kullanılan öğrenme yöntemlerinden farklı yöntemlerin kullanılması ve her otistik birey için kendisine ait bir öğrenme yöntemi uyarlanması gerekmektedir. Otizmin bilişsel olarak kuvvetli yanları ve güçlüklerinin gelişimsel etkileri hakkında düşünmek, eğitim programlarının gelişimi için bir temel teşkil edebilir.

* Bilişsel: Dünyayı, anlamaya, tanımaya, öğrenmeye yönelik tüm zihinsel süreçler
Çeviren: Uzm. Psk. Ebru Temiz


Makale 2

OTİSTİK SPEKTRUM BOZUKLUĞU (OSB) VE CO-MORBIDITY (EŞLİK EDEN DURUMLAR)
Dr.Ruther Van Der Gaag,
ACKJON Üniversitesi Tıp Merkezi, Hollanda
(Autism-Europe tarafından yayınlanan LINK dergisinden alınmıştır.)
Gelişimleri devam ederken, aileler ve profesyoneller zihinsel fonksiyon seviyesi fark etmeksizin Otistik Spektrum Bozukluğu (OSB) olan bireylerin zorlayıcı davranışları ve duygusal problemleri ile sıklıkla karşılaştılar. Bu makalede bu konular co-morbidity (iki hastalığın birlikte görülmesi) bakış açısıyla ele alınacak.

Bu yazıda Co-morbidity açıklanacak ve birçok co-morbidity durumları kısaca tekrarlanacak fakat asıl mesaj şu olacaktır; birçok duygusal ve davranışsal karışıklıklar co-morbidity yüzünden değil, OSB belirtilerine yetersiz ya da küçümseyerek bakılması yüzündendir. Co-morbid durumları için diğer tedavileri gerçekleştirmeden önce mutlaka OSB temel tedavisi yapılmalıdır. Co-morbidity ayrı ayrı ilgilenilen ve sonunda farklı tedavi uygulanan, aynı bireydeki iki veya daha çok hastalık, rahatsızlık veya durumların birlikte varolmaları anlamına gelir. Co-morbidity komplikasyon (belirti) demek değildir. Komplikasyon varolan bir durumun sonucu olarak ortaya çıkan bir problemdir (örnek vermek gerekirse yaranın sonradan enfeksiyon kapması gibi). Hala gelişim psikopatolojisinde ve özellikle OSB’de komplikasyonlar ve co-morbidity arasındaki farkı belirlemek zordur, altta yatan mekanizma ve sebeplerin aslı hakkında çok az şey bilinmektedir. Bazı davranışlar OSB içinde duruma bağlı olarak görülür (Hiperaktivite stresin bir ifadesidir). Bazı durumlarda dürtüsel davranışlarla hiperaktivitenin birlikte gitmesi bir diğer hastalık olarak tanımlanır; Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Bu hastalık kendi içinde başka bir tedavi gerektirecektir. Lorna Wing Otistik Spektrum Bozukluğunun semptomlarını 3 ana başlık altında tanımlamıştır.

Camberwell bölgesinden toplanmış dataların analizi ile oluşturulmuştur.
1.Karşılıklı sosyal ilişkilerde bozulma,
2.Sözlü ve sözlü olmayan iletişimde bozulma (hayal gücünü de kapsar),
3.Sınırlı ilgi ve tekrarlayan davranışlar (stereotipiler).

Bu semptom grupları uluslararası sınıflandırılmış sistemler içinde yer alır. (Uluslararası Ruhsal ve Psikiyatrik Hastalıklar Tanı ve İstatistik El Kitabı DSM-4, Uluslararası Hastalık Sınıflaması 10) Bu sınıflandırma sistemleri OSB teşhisi almış bireylerin tanılarının doğruluğunu güvenilir bir şekilde tespit ederler ve böylece onları iletişimsel ve sosyal problemlere verdikleri tepkisel durumlarla gelişimleri ağır bireylerden ayırırlar. Kanner ve Asperger gibi klinikçiler tarafından formüle edilmiş bazı temel problemler basitleştirilirken ve açıklanırken kaybolmuştur. Bu problemler; az ve aşırı duygusallık, aşırı hareketlilik, belirsiz endişeler ve panik, yeme ve uyku problemleri ve otizmli bireylerin yaşadığı şiddetli sinir patlamalarıdır.

Tabi ki bu davranışlar sadece otizmle sınırlı değildir. Bu nedenle, bunları tanımlayıcı kriterler içine almak anlamsızdır. Fakat bir şey akıldan çıkarılmamalıdır; bu semptomlar temel özelliklerle yakın ilişki içindedir ve co-morbid durum olarak değerlendirilmemesi gerekir. OSB’li bir çocuk onu nelerin beklediğini veya ileride ne olacağını anlayamayabilir ve bu sebepten endişelenebilir. Bu durum, bu çocuğun co-morbid endişe hastalığına sahip olduğu anlamına gelmez. Endişenin temellerine geri dönerek çocuğu daha iyi gözden geçirmek ve daha açık iletişimle daha fazla yapılandırılmış ortam sağlamak kaygıyı tedavi edici yöntemlere yardımcı olur. Gerekirse ilaçlı tedaviye izin verilmelidir.

Bu duygu ve davranışsal özellikler bizim otizmde temel hasar olarak bildiğimiz şeyle ilgilidir; bilgi işlemede zorluklar: Otizmli bireyler olayları genel olarak görmezler çünkü detayların içinde kaybolmuşlardır. Bu da endişeyi veya agresif patlamalarla yada panik ataklarla sonuçlanan durumları besleyebilir ve otizmli bireyin benzer şeylere odaklanmak vasıtasıyla azaltmaya çalıştığı strese neden olur (örneğin; stereotipik hareketler veya takıntılar). Bunlar co-morbid durum değil otizmli bir bireyde çok fazla çevresel stresin sebep olduğu semptomlardır.

Aileler ve profesyonel gruplar için bu işaretler şu soruları ortaya çıkarır; Bu kadar fazla baskı bizde nereye yerleşiyor? Çocuk/genç/erişkinin anlamadığı ne? Strese ne sebep olur? Durumlara daha yakından bakmak, otizmli insanların ilgisini çekmeye çalışarak onları rahatsız eden şeyin ne olduğunu anlamak, onların nelerle başa çıkamadığını bulmada bize yardımcı olur. Fakat bazen endişe ve saldırganlık o kadar şiddetli olabilir ki bu durumda ilaç tedavisi gerekli olabilir. Bu semptomların azalmasıyla, aileler ve profesyoneller bu kısır döngüyü kırabilirler. Son zamanlarda RUPP (The US Research Unit for Pediatric Psychopharmacology-Amerikan Çocuk Psikofarmakolojisi Araştırma Ünitesi) düşük dozda nöroleptik uygulamasının otizmli bireylerde acı ve üzüntüye neden olan semptomları azalttığı yönünde ümit verici bulgular yayınlamıştır. Bu zorlayıcı davranışlar öğrenme ve gelişmeye ket vurarak günlük programlara engel olur. Akılda tutulması gerekir ki; RUPP’un kuvvetlendirmeye çalıştığı şey otizmli bireylere nöroleptik verileceği zaman düşük dozajın çoğu durumda yeterli olduğu ve ilaç kullanılan süreyi mümkün olduğunca kısa tutmak için yakın takibin gerekli olduğudur. Birçok vak’ada problemler (semptomlar) otizm ile direkt ilişkilendirilir ve gerçekten de otizmin tedavi yaklaşımından daha fazlasına ihtiyaç yoktur.

Fakat Otizm Spektrum Bozukluğu’nda farklı co-morbid durumlar vardır ve kendi doğruları içinde ciddi değerlendirme ve tedaviye ihtiyaç duyarlar: Otizmli bireylerin üçte birine yakını epilepsi gelişimi (bazen ergenlik döneminde yada daha ileri yaşlarda bile olabilir) gösterirler. Nöbetler çoğunlukla gözden kaçmaz fakat kompleks ve kliniksel açıdan gizli epilepsiyi fark etmek zordur ve iletişim ve öğrenmede büyük problemlere yol açabilir. Otizmli bireylerin hiperaktif olması stresin dışa vurumu gibidir, co-morbid DEHB’ye (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) sahip olanlar oldukça fazladır. Bu durumda psikostimülanlar dikkatlerini toplamalarına yardım eder ve dürtüsel davranışlarını azaltır. Psikostimülan kullanımında klinik takip çok önemlidir, çünkü bazı otistiklerde bu tür ilaçlar anxiety (kaygı) ve stereotipik davranışları çoğaltabilir.

Depresyon otizmli bireylerin ailelerinde genel bir özelliktir: DHEB’deki gibi, depresyon ve otizm arasında genetik bağlantı olabilir. İlişkilerdeki kısıtlı limitlerini acı bir şekilde fark eden ve geleceklerinde yalnız kalacaklarını anlayan hafif otizmli, yüksek fonksiyonlu ergenlerde depresyon yaygındır. Fakat depresyon sözel gelişimi olmayan düşük fonksiyonlu bireylerde de meydana gelebilir. Semptomların ifadesi farklı olabilir. Depresif çocuklarda olduğu gibi kızgınlık, üzüntüden daha fazla göze çarpabilir. Depresyon periodları çocuklarda olduğu gibi kısa sürelidir ve duygudurum dalgalanmaları daha ön planda olur. Depresyonla mücadelede, danışmanlık ve antidepresan tedavisi yardımcı olmaktadır. İlaç kullanımının gerekliliği ile ilgili olarak fikir birliğine varılmıştır fakat seratonin inhibitörlerinin ergen depresif hastalarda kullanımına yönelik küçük bir karşıt gurup vardır. Ama bilinmektedir ki; depresif tablonun getirdiği risk, ilaç kullanımının yan etkilerinden çok daha fazladır.

Seratonin inhibitörlerinin kullanılması diğer potansiyel co-morbid durumlara yardımcı olabilir:Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB ) Çoğu zaman obsesyonları takıntılardan ve stereotipilerden ayırmak zordur. Takıntılar ve stereotipiler stres azalmasına yardımcı olurlar. Otizmli bireyler davranışlarındaki beceriksizliğin farkına vardıklarında OKB’de olduğu gibi uyarıcı dürtüler ve kaygı hissetmeye başlayabilirler. Seratonin inhibitörü kullanımı dürtüsel davranışların ve kaygının azaltılmasında yardımcı olabilir.

Son co-morbid durum madde bağımlılığıdır(..ki hafife alınmaktadır). Yüksek fonksiyonlu otistikler ile yapılan takip çalışmalarında %2 sinin durumlarından kurtulmak için psikotropik uyuşturucuları kötüye kullandıkları ortaya çıkmıştır. Madde bağımlığı/ditoksifikasyon kliniklerinde oldukça fazla yüksek fonksiyonlu otistik birey bulunmaktadır. Özellikle bu sektöre bağlı çalışan profesyonellerin otizmli genç ve yetişkinleri ve uygun tedavi yaklaşımlarını tam olarak kavrayamamış olmaları dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gereken bir durumdur.

Otistik Spektrum Bozukluğu çok sayıda semptomları içeren kompleks gelişimsel bir durumdur. Hastalığa ait olan ve co-morbid durumlar zor çözülebilirler. Eşlik eden durumları tek başına, ayrı ayrı ele alıp iyileştirmeye çalışmadan önce, otistikler için tedavi programını yakından incelemeli, uygun iletişimin temel kurallarına dönülmeli ve otizmli bireyler için dünyanın mümkün olduğunca belirgin ve anlaşılabilir olmasına rehberlik yapılmalıdır. Hastalığa ait semptomlar yanında comorbid durumlar ortaya çıktığında, bunlar teşhis edilebilir ve bilimsel yollarla tedavi edilebilirler.

Çeviren: Psk. E.fiebnem ZEYBEK


Makale 3

“Otizmle Yaşamak” konulu ebeveynlere yönelik toplantı
Tartışma ve Soru – Cevap Forumu, Lizbon 2003
Uluslararası Autisme – Europe Kongresi, Lizbon 2003
(Aşağıdaki yazının tümü, forum süresince telefonla bağlanan ve seçilerek cevaplanan sorulardan oluşmaktadır.)
(Autism-Europe tarafından yayınlanan LINK dergisinden alınmıştır.)
Prof. Helmut Remsschmidt – Başkan
IACAPAP Başkanı, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Departmanı, Philipps Üniversitesi, Marburg, Almanya
Prof. Patricia Howlin
St.George’s Hospital Medical School, London (St. George Tıp Fakültesi, Londra)

OTİSTİK ÇOCUKLARIN VE YETİŞKİNLERİN TEDAVİSİ İLE İLGİLİ DETAYLI BİLGİ EDİNMEK İSTİYORUM. (Ebeveyn)
Ailelerin çoğu bize “Otistik çocuğumuz için neler yapmalıyız?” sorusuyla danışıyorlar, bizim bu soruya verdiğimiz cevap ise genellikle “Bilemeyiz” oluyor. Bu cevabı vermemizin sebebi, her vakaya ve duruma uygun net bir bilginin olmaması. Otizm söz konusu olunca, tüm çocuklar için uygulanabilir olan genel bir tedavi şekli yok. Önemli olan kişiye uygun olarak hazırlanan, bireyselleştirilmiş bir eğitim programını izlemek.

OTİZMİN FARKLI DERECELERİ VAR MI? BAZI ÇOCUKLAR BU BOZUKLUKTAN DAHA MI FAZLA ETKİLENİYORLAR? BU FARKLI DURUMLARA GÖRE UYGULANAN TEDAVİ VE TERAPİ YAKLAŞIMLARI NELERDİR? (Ebeveyn Yunanistan, Ebeveyn İspanya)
Otizm ve otizmle bağlantılı diğer bozuklukların tanımında tabii ki farklı kademeler var. Yani, otizmi geniş bir spektrum olarak düşünmek daha doğru. Bazı bireyler ağır zeka geriliği yaşarken, bazıları da zihinsel olarak oldukça yüksek düzeyde becerilere sahip olabiliyor. Bazıları kendilerince mutlu bir yaşam sürerken bazıları yabancılara karşı incessant olabiliyor. Bazıları dillerini hiçbir şekilde kullanmazken, bazıları da normal gelişim basamaklarına uygun olarak gelişen çocuklara yakın bir dil kullanımı gösterebiliyor. Otizmdeki en temel problem, diğer insanlarla özellikle ilişkiye ve kesintisiz karşılıklı konuşmaya dayalı iletişim kurmadaki yetersizlik. Çoğu durumda, otizmin kademelerini belirlememize yardımcı olan esas değişkenler, sözel ve sözel olmayan kapasite, dilin (kelime haznesi, semantik ve sentaks) ve iletişimin (sözel dil gibi kelime haznesine ya da yüz ve vücut jestleri gibi sözel olmayan bileşenleri kullanarak diğerlerinin ne istediğini, hissettiğini ve düşündüğünü anlama kapasitesi) dereceleri ve sesin tonu ve vurgusudur. Tıpkı tedavi ve terapi şekillerinde olduğu gibi, bu değişkenler de çocuğun işlev düzeyine göre değişkenlik gösterecektir. Yine de, bu durumu vurgulayabilmek için, tedavi programları (her çocuk için) çocuğun güçlü yanlarına odaklanırken zayıflıklarını da belirlemiş olma amacıyla bireyselleştirilmiş profiller bazında hazırlanmıştır. Bu tedavi şekillerinin neler olduğunu kısaca anlatmak mümkün değildir. Yine de bunlardan bir atölye içinde bahsetmeyi  düşünüyorum, ayrıca eminim ki, bu konuya farklı kişiler tarafından konferans boyunca değinilecektir. Genellikle, bu terapiler, davranışsal unsurlara dayanan, sosyal ve iletişimsel beceri eğitimine odaklanan, uyum becerilerini (yaşamsal beceriler), ve eğer varsa, uyum bozucu davranışları azaltma yollarını öğreten yoğun eğitim programlarını gerektirir.

6 YAŞINDA CLAUDIO ADINDA BİR ÇOCUĞUM VAR. KONUŞMUYOR VE YEMEK YEMEĞİ REDDEDİYOR. ÇOCUĞUMUN İYİLEŞME OLASILIĞI VAR MI? (Ebeveyn, İtalya)
Otistik bir çocuğun ‘iyileşme’sinden bahsetmek zor. Otizm konjenital bir rahatsızlıktır (yani çocuklar bu rahatsızlığı genellikle doğuştan itibaren yaşarlar). Otistik çocukların hasarları, sosyal yaşamla olan ilişkilerini normal gelişen çocukların yaşantılarından farklı kılar. Bizim beyinlerimiz, bir anlamda, bu deneyimlerin deposu gibi gelişir. Bu yüzden de, birinin bu gelişimleri ‘silme’ olasılığı nerdeyse hiç yoktur. Otistik çocukların iyileşme raporları genellikle desteklenmemiştir ve genellikle bu raporlar büyük gelişmeler göstermiş bireylere aittir. Bu bireyler, hala günlük yaşamlarında çok sayıda mücadele vermeye devam etmektedirler. Yine de, otistik bireylerin iyileşme olasılığının çok düşük olduğunu söylememize rağmen, bu, bu durum içindeki hiç kimsenin büyük ilerleme gösteremeyeceği anlamına gelmez. Aslında, ciddi tedavi yaklaşımlarının büyük bir çoğunluğu, çocuğun potansiyelini maksimuma çıkarmayı ve günlük yaşamlarıyla daha kolay başa çıkabilmelerini sağlamayı amaçlar. Ve ayrıca, uzun yıllar sonunda, birçok bireyin harika ilerlemeler yaparken, bazılarının da daha yetersiz olduğunu gördük. Yale Çocuk Araştırmaları Merkezinde, ileri düzeylere ulaşmış birçok otistik bireye eşlik ettik, ve hatta bazılarının bağımsız olarak yaşadıklarını ve çalışabildiklerini gördük. Bunu akılda tutarak, hiçbir terapi tamamıyla iyileşme ile sonlanmaz, ancak daha önceden otistik olarak tanımlanmış sosyal ve iletişim işlevlerinde problem yaşayan bir çocuk, terapi sonunda, normal gelişen bir çocuktan ayırt edilemez hale gelebilir.

30 YAŞINDAKİ OTİSTİK BİR BİREY İÇİN EN UYGUN EĞİTİM VE TERAPİ KOŞULLARI NELERDİR? (Ebeveyn, ispanya)
Ne yazık ki; bu ve buna benzer soruların tümü için geçerli bir yanıt vermek zor. Otizm çok karmaşık sistemlerin eşlik ettiği bir rahatsızlıktır, bu yüzden de otistik olan her birey yeterlilikleri açısından diğerlerinden oldukça farklı bir konumdadır. Otistik belirtiler de birbirlerinden oldukça farklıdır, dolayısıyla bireylerin kişilikleri ve aile hikayeleri gibi faktörler de, otistik bireye yönelik herhangi bir soruyu yanıtlarken göz önünde bulundurulmalıdır. 30 yaşındaki otistik bir bireye sağlanacak destek hem o kişinin yaşamsal beceri seviyesine, hem de kişisel olanaklarına bağlıdır. Dolayısıyla bu durumda olan bireylerin bir kısmı meslek ve aile sahibi bile olabilirken, bazıları da sürekli olarak başkalarının yardımına ve desteğine ihtiyaç duyacaktır. Bu yüzden bu kişiye sağlanacak yardımın, olasılıklar dahilinde bireyselleştirilmiş bir programa dayanarak belirlenmesi gerekir. Bazı otistik bireyler belirli kurumlarda özelleştirilmiş programlara dahil edilebilirken, bazıları için de iş bulma ve işle başa çıkma, bağımsız yaşama uygun destek sağlama, evli ve çocuğu olanlar için aileye rehberlik yapma gibi destek koşullarını sağlamak gerekebilir.

OTİSTİK YETİŞKİNLER İÇİN NELER YAPILMAKTADIR? (Ebeveyn)
Ne yazık ki; çocuklukta otizm hakkında fazlasıyla bilgi sahibi olmamıza rağmen, yetişkinlik ve yaşlılık döneminde otizme yönelik bilgimiz yetersiz kalmaktadır. Otistik yetişkinlere destek için kurulan merkezler arasında büyük farklılıklar vardır. Bunun sebebi, bireylerin ihtiyaçlarının değişmesi, ancak bir yandan da bunu karşılayabilen sosyal hizmetlerin yeterli olmamasıdır. Ancak yine de, örneğin yetişkinlere hizmet veren çiftlik alanlı kurumları veya sınırlı sayıda insana hizmet veren evleri sayabiliriz. Fakat, daha önce de söylediğimiz gibi, en uygun çözüm, o bireyin özelliklerine bağlıdır.

3 YAŞINDA OTİSTİK BİR KIZ ÇOCUĞU ANNESİYİM. OTİSTİK BİR ÇOCUK ZAMANLA NORMALLEŞEBİLİR Mİ VE OTİSTİK BİR ÇOCUK İÇİN EN İYİ TEDAVİ ŞEKLİ NEDİR?
İSVEÇ’TE YAŞIYORUM VE BURADA TIPO EĞİTİMİ DENİLEN YENİ BİR NORVEÇ METODU İLE EĞİTİM BAŞLADI. KIZIM DA LİSTEDE BEKLEYENLER ARASINDA. ANCAK BEN OTİZME YÖNELİK DİĞER TEDAVİ METODLARI HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLMAK İSTİYORUM. (Ebeveyn İsveç)
Otizm genetik bir rahatsızlık olarak tanınmaktadır ve bu yüzden de örneğin Down Sendromu’nda olduğu gibi, çocuğun genetik yapısında belirlenmiş olandan fazla iyileşme imkanı yoktur. Yine de, uygun bir eğitim ve destek ile, çocuğun varolan temel becerilerini sonuna kadar geliştirmesi mümkündür. Çocuğun becerilerine ve zorlandığı durumlara uygun bir eğitim, hem çocuk hem de ailesi için şüphesiz en önemli müdahaledir. Başarılı eğitim programlarının çoğu, gelişimsel ve davranışsal yaklaşımların bir kombinasyonunu gerektirirler, ayrıca hem yapıya ve beklentiye yönelik, hem de otizmle bağlantılı olan temel iletişimsel zorluklarla başa çıkmak için dizayn edilmiş stratejilere ağırlık verirler. TEACCH yöntemi bu hususta müdahaleler için mükemmel bir çerçeve sunmaktadır. Bazı tedavi şekillerinin ‘iyileşme’ sağladığına dair iddialar varsa da -ki bunlar yoğun davranışsal terapilerden diyetlere, vitaminlere, hayvan terapisine kadar uzamaktadır-, bunlar kanıtlanmış değildir. Ne yazık ki, biz de TIPO denilen bu Norveç metodu hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz.

KONUŞMA TERAPİSİ OTİSTİK ÇOCUKLAR İÇİN ZORUNLU MUDUR? KURUMLAR TARAFINDAN KARŞILANMALI MIDIR? (Ebeveyn, İtalya)
Tüm otistik çocuklar için geçerli olan tek bir tedavi çeşidinde ısrarcı olmak zordur, bunun sebebi de bu durumdaki çocukların becerileri ve zaaflarının çok heterojen olmasıdır. Otistik çocukların bir kısmının sözel dilleri gayet iyidir, bu yüzden de geleneksel formda bir konuşma terapisine ihtiyaç duymazlar. Yine de, sosyal iletişimdeki yetersizlik, otistik çocukların tümünde bulunan bir hasardır ve her çocuk için onun seviyesine uygun iletişimi destekleyen müdahalelere ağırlık verilmelidir. Bu da, sözel dile yönelik programlar geliştirmek anlamına gelir. Ancak henüz bu seviyeye ulaşamayan çocuklar için, işaret ya da resim, sembol, iletişimsel araç ve obje kullanımını destekleyen programlar çok yararlı olabilir.

OTİSTİK BİR ÇOCUĞUN ARTIK KONUŞMA VE DİL TERAPİSİNDEN FAYDALANACAK YAŞI GEÇTİĞİNİ NASIL BELİRLİYORSUNUZ? (Ebeveyn, İrlanda)
Otistik olan bütün çocuklar için, okul yılları boyunca iletişim becerilerini geliştirmelerine yardımcı olacak programların uygulanması çok önemlidir. Ancak, bazı çocuklarda, sözel kelime hazneleri gayet gelişmiş olduğundan, geleneksel konuşma terapisine gerek görülmez. Bu çocukların ihtiyacı, sohbet ve daha geniş anlamda da sosyal iletişim içine girme becerilerini geliştirmeleridir. İstatistikler, 7 yaşına kadar sözel dillerini geliştiremeyen çok az sayıda çocuğun daha sonra bu becerilerini geliştirdiklerini göstermektedir. Bu yüzden, erken okul yıllarında konuşmayı teşvik etmeye odaklanmak başarılı sonuç verse de, eğer özellikle daha fazla teşvikle (yoğun iletişim formlarının eşlik etmesiyle) gerçekleşiyorsa, bu yaştan sonra sözel olmayan iletişim süreçlerine ağırlık vermek daha verimli olacaktır.

HAYVAN TERAPİSİ, ÖZELLİKLE DE ATLARLA VE YUNUSLARLA TERAPİ HAKKINDA UZMANLARIN GÖRÜŞÜ NEDİR? ( İlgili, Bulgaristan)
Bu tip tedavi yaklaşımları için ulaşılabilecek yeterli sayıda değerlendirme yoktur ve ebeveynlerin de bu tip tedavilere para harcamadan önce çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Tabii ki bazı çocuklar hayvanlarla iyi ilişki kuruyor gibi görünmektedir ve bu tip etkileşimler daha geniş anlamda terapötik/eğitsel programın parçası olarak da yardımcı olabilir. Ancak bu gibi yaşantılar karşısında bazı çocukların da aşırı derecede korktuğuna tanık oldum (dolayısıyla bu deneyim o çocuklar için hiç de iyi olmadı). Hatta bir ya da iki vakada, çocukların hayvanlara saldırdığını bile gördüm. Örneğin, bir hastam, yunusu ısırmaya çalıştığı için evine geri gönderildi. Bu konuda elde edilen sonuçlar hakkında deneysel bir araştırma yok, bu alanda tedavinin işe yararlığını göstermek için objektif bir ölçüm yapmak gerekir.

15 YAŞINDA İKİZ KIZLARIMIZ VAR. ONLARI AYIRMAK BİRLİKTE YAŞAMALARINDAN DAHA İYİ SONUÇ VERİR Mİ? (Ebeveyn, İtalya)
Bunu yapmak için çok geçerli sebepler olsa da, 15 yıldır birlikte yaşayan iki kız kardeşi birbirinden ayırmak çok da uygun olmayacaktır. Bu durumla ilgili birtakım zorluklar varsa, bunlar çok ayrıntılı bir şekilde incelenmeli ve her iki kızınızın da sevdiği ve sevmediği durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. İkizler, otistik olsalar bile, birbirlerinden çok farklı olabilir, farklı davranış kalıplarına ve ihtiyaçlara sahip olabilirler. Bazıları da, birbirlerine çok benzer ve birbirleriyle mutlu bir şekilde yaşayabilirler. Eğer iki kardeşi ayırmak yönünde bir karar verilirse, bu durum daha sonra farklı zorlukların ortaya çıkmasına neden olabilir. Örneğin, ikizlerden hangisi evden ayrılacak? Evden ayrılan, kardeşinin o evde kaldığını bile bile ailesinden ayrılma durumunda nasıl hissedecek? Bu durum daha fazla problemin ortaya çıkmasına bile sebep olabilir. Bunun yerine herhangi bir zorluk ortaya çıktığında, çocuklardan birini evden göndermektense ailenin daha uygun bir yardım araması daha uygun olacaktır.

SÖZEL YETENEĞİ AZ YA DA HİÇ OLMAYAN OTİSTİK BİREYLERİN İŞ KURALLARINI ÖĞRENMELERİNE DAİR BİR BİLGİ VAR MI? (Terapist İsviçre)
Neyse ki, otistik bireylerin çok az sözel idrakları ya da konuşmaları olsa bile, işteki görevler uygun bir şekilde yapılandırıldığı ve bireylere uygun rehberlik sağlandığı takdirde, iş ile başa çıkabildiğine dair pek çok örnek vardır. Otistik bireylere ne yapılması gerektiği, işin nasıl bitirileceği, biten işin nereye yerleştirileceğini gösteren birçok sözel olmayan araç vardır. Hem Amerika’da hem de İngiltere’de özelleştirilmiş iş planları (‘Specialist Employment Schemes’) gayet başarılı olmuştur, ancak ne yazık ki, bu planlar henüz çok az bireye ulaşabilmiştir.

OTİSTİK BİREYLERE YÖNELİK BAZI YERLEŞİM MERKEZLERİNİ ZİYARET ETTİK, ANCAK DENEYİMLERİMİZE GÖRE, OTİSTİK BİREYLER İZOLE EDİLMİŞ BİNALARA KAPATILMAMALI, AKSİNE MÜMKÜN OLDUĞUNCA APARTMANLARDA YAŞAYARAK GÜNLÜK YAŞAMA ENTEGRE EDİLMELİDİR. BU HUSUSTAKİ FİKİRLERİMİZ YANLIŞ MI? (Ebeveyn, İtalya)
Uygun bir yanıt verebilmek için, her bireyin becerilerine ve zorluklarına dair bir profili gerekir. Bireyin özellikleri kadar, sevdikleri ve sevmediklerinin de hesaba katılması önemlidir. Bazı bireyler izole edilmiş bir çiftlik evinde (‘farming community’) yaşamaktan nefret ederken, bazıları da şehir içinde küçük bir apartman dairesinde yaşamaktan gerilir. Ancak otistik bireylerin çoğu, ihtiyaç duyduklarında diğer insanlardan uzaklaşmak için, kendi kişisel alanlarını ve özgürlüklerini tercih ederler. Bu yüzden de, oldukça yeterli bir alan sunan yerleşik kurumlar, hareketlerin daha kısıtlı olduğu ve bireylerin kendi başlarına olamadığı merkezlerden daha yararlı olmaktadır. Ancak bu da, illa ki izole bir biçimde yaşamak anlamına gelmez. Otistik bireylerin büyük bir kısmı için mümkün olduğunca ‘normal’ aktivitelere katılım çok önemlidir ve bunun için de, yerel halk ile en çok entegrasyonu (aktivitelere katılım ve hobiler) ve bu arada da otistik bireylere ihtiyaçları olan alanı ve özerkliği sağlayan koşulların en iyi uygulamalar olduğu düşünülmektedir.

Çeviren: Psk. İrem Mirzai


Makale 4

YETİŞKİNLİĞE GEÇİŞ
Patricia Howlin,
İlk basım; Çocuk Psikolojisi ve Psikiyatrisi Birliği Dönemsel Yayınları, No:21 (2003), Asperger Sendromlu Bireylere Müdahaleler, Editör: Bill Yule
(Autism-Europe tarafından yayınlanan LINK dergisinden alınmıştır.)

Kanner ilk defa otizmin koşullarından bahsettiğinden beri bu hastalığı tartışan binlerce yayın olmuştur. Fakat sadece birkaçı yetişkinliğe odaklanmış ve daha az bir kısmı da otistik bireylerin ergenlikten yetişkinliğe geçişini işleyen sistematik çalışmalardır.

Otistik bireyler hakkındaki ilk çalışmalar çoğunlukla sistematik değildir. Ancak 1973 te Kanner, çocukluklarında gördüğü ve o dönemde genellikle 20-30 yaşlarında olan 96 bireyle görüşmüştür. Çoğu, başkalarına büyük oranda bağlı, ebeveynleriyle yaşayan ya da devlet kurumlarında yaşayan bireylerdir. Çalışabilir durumdakilerin yarısına yakını iyi derecede iş görebilmekte, birazı bağımsız yaşayabilmektedir, sadece bir erkek evlidir ve ailesi vardır.

Gün geçtikçe otizm ile yaşayan yüksek fonksiyonlu bireyler tarafından yazılan kayıtlar ortaya çıkmaktadır. Bu yazılar otizmli bireylerin yaşadığı zorluklara önemli bir ışık tutmaktadır. Ayrıca, bu yazılar, yaşamlarına yeterli destek ve anlayış sağlandığında, hayatlarının nasıl güçlendiği üzerine bilgiler vermektedir. Ancak çoğunlukla yetişkinliğe geçişin genel sonuçları hakkında en detaylı bilgi uzun dönemli sistematik takip çalışmalarından gelmektedir. İleriye dönük sonuçları içeren ilk çalışma Rutter ve ekibi tarafından yürütülmüştür. 1950 ve 1960′ larda Maudsley Hastanesi’nde otizm teşhisi konan 38 birey yetişkinliğe geçişte izlenmiştir. Sonrasında birçok ülkede çeşitli takip çalışmaları yürütülmüştür; Lotter ( 1974), İngiltere; Gilberg ve Steffenberg (1987) İsveç; Kobayashi, Muratha ve Yashinaga (1992), Japonya; ve Amerika ve Kanada’da yürütülen çeşitli çalışmalar.

Katılan bireylerin farklı yaş gruplarında oluşu, çeşitli bilişsel seviyede olmaları ve çeşitli ölçme ve değerlendirme tekniklerinden dolayı çalışmalar arasında karşılaştırma yapmak zordur. Şu var ki; bu çalışmaların bulgularından yapılan değerlendirmeler, yıllar geçtikçe sonuçlarda artış olduğunu göstermektedir. Örneğin; 1980 öncesi ve son 20 yılda basılmış çalışmalar karşılaştırıldığında çalışır durumdaki bireylerin ortalama oranı %5 ‘ten % 25′e, kendi evinde yaşayanların oranı 1980 öncesinde %2- %4 civarından son 20 yılda %10 ve %15 arasında artmıştır. Kurumsal koruma altında yaşayan bireylerin sayısında da büyük bir azalma olmuştur. 1980 öncesinde yapılan çalışmalarda kurumlarda yetişkin olarak yaşayan bireylerin oranının %50 den fazla olduğu belirtilmiştir. 1980 sonrasında bu oran % 10′un altına düşmüştür. Sonuçları inceleyen çalışmalar sonuçlarla ilgili kesin faktörleri ortaya çıkarmıştır. Bütününde, çocuklukta daha ciddi otistik belirtiler gösteren bireyler, epilepside olduğu gibi daha az ilerleme gösterirler. Ayrıca epilepsi düşük IQ ile ilişkilendirilmektedir. Yürütülen çalışmaların çoğunda kadınların sayısı erkeklerden az olmasına rağmen, kadınlar erkeklerden daha az iyileşme göstermiştir. Sonuçlarla ilgili iki değişken IQ ve dil olarak görülmektedir. Nitekim, yetişkinlikte ilerleme gösteren bireylerin çoğu 5-6 yaş arasında en azından biraz dil becerisi olan bireylerdir.

Maudsley Hastanesi’nde yürütülen güncel bir çalışmada çocukluk IQ’ su 50nin üzerinde olan 68 kişiden oluşan bir grubu takip ettik. İlk defa görüldüklerinde 7 yaş civarında olan bu kişiler gözlem sırasında 30 yaşındaydılar. Çocukken performans IQ ları ilk ölçüldüğünde ortalama 80 civarındaydı ve yetişkinlikte çoğunlukla sabit kaldı. Bu grup yüksek performanslı bir grup olmasına rağmen sadece %20′si resmi okullara gidebildiler ve sadece %30′u çalışma için gerekli olan nitelikleri kazandılar ( bağımsız ya da desteklenmiş). Ailelerin verdiği bilgiye göre 2/3 si arkadaş edinemediler ve sadece grubun %10′u bağımsız ya da yarı bağımsız yaşayabilmektedir. Yetişkinlikteki sosyal yeteneklerin genel değerlendirmesi şunu göstermektedir; 68 kişilik bu gurubun yaklaşık olarak %12′si iyi ya da kısmen iyi durumda, %20′den biraz fazlası zayıf durumda ve %47′si çok kötü durumda olarak değerlendirilmiş, 8 kişi yetişkinlikte hastane kontrolünde kalmıştır çünkü onlar için başka uygun bir yer bulunamamıştır.

Çocukluktan yetişkinliğe ilerlemeyi önceden haber veren faktörleri değerlendirdiğimizde diğer çalışmalarda bulunduğu gibi, başlangıç IQ’su çok belirleyici bir faktör olarak görülmektedir. Sadece bir birey 70′ten az çocukluk IQ su ile, yetişkinlikte iyi durumda olarak değerlendirilmiştir. Bu seviyenin üstündeki sonuçlar çok değişken kalmaktadır. IQ’ su 100′den yüksek bireylerde bile ilk defa görüldüklerinde sadece %40′ı iyi durumda olarak değerlendirilmiştir. Yine %40′ı orta seviyede, %20′si zayıf ve çok zayıf durumda olarak değerlendirilmiştir. Erken dil edinimi bireylerin sonraki durumları ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ancak genellikle belirli bir şekilde zaman geçtikçe sabit kalan performans IQ sunun tersine sözel beceriler sıklıkla daha fazla değişiklik göstermektedir. Nitekim, çocukluklarında sözel testlerde iyi sonuçlar vermeyenlerin yarısında zamanla iletişim becerilerinde önemli ilerlemeler gözlenmiştir.

Bu ve diğer çalışmaların sonuçlarından şu kesin olarak görülmektedir ki; çoğunluğu için geçerli olmamakla birlikte bazı bireyler yetişkinlikte dikkate değer ilerlemeler göstermektedirler. Bilişsel bozukluğun derecesi ilerlemeyi etkilerken, çocukluktan yetişkinliğe geçişte bu bireylerin aldıkları desteğin derecesi sonucu etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bireysel ilerlemede belirgin bir etkisi olan destek yollarını nasıl geliştirebiliriz?

Elbette ki, ilk yol genel olarak eğitim olanaklarını yükseltmektir. Otizmli çocuklar için çok yardımcı olduğu bilinen öğrenme stratejileri, otizmli çocuklara özel okullarda geniş bir kullanım alanı bulmaktadır. Kaynaştırma eğitimine yöneliş artmakla birlikte, çoğu çocuk özel eğitim olanaklarına ulaşma imkanı bulamamaktadır. Eğitim olanaklarını yükseltirken, otizmli çocukların ihtiyaçlarını anlamalarını arttırmak ve öğrenmenin artmasına ve davranış problemlerinin minimize olmasına destek veren yapıların yer bulmasına yardımcı olması için öğretmenlere çok daha fazla eğitim ve destek gereklidir.

Otizmi olsun veya olmasın, eğer öğrenciler okulda geri kalıyorsa yada zeka seviyelerine eşit nitelikleri kazanmada başarısızlarsa onların yetişkinlikteki başarı şansı büyük ihtimalle çok sınırlı olacaktır. Olması gereken niteliklerin yokluğunda, iş olasılığı oldukça sınırlıdır, iş olmadığında da sosyal imkanlar oldukça kısıtlanır ve düzenli rutin olmadığında otistik bireylerin iyi fonksiyon göstermeleri için gerekli olan yapılandırılmışlık ve belirginlik ortadan kalkar. Tüm bunlar sıkıntılı ve boş vakitlerle dolu yaşamla sonuçlanır ki bunlar stereotipilerle dolu ve fonksiyonu olmayan davranışları arttırır. Akran gurubundan izole olmak sıklıkla kendine güvende azalmaya, bazen ciddi depresyona ve hatta intihara yol açabilir.

Şu da var ki ilk yıllarda ebeveynler için yeterli destek ve rehberlik olmazsa, çocuklukta baş edilmesi kolay olan davranışlar yetişkinlikte büyük problemlere dönüşebilirler. Yetişkinlikte Asperger’li veya otizmli bireylerde “suç” olarak adlandırılabilecek davranışların nedeni erken çocuklukta aranmalıdır. Örneğin; kadınların küpelerine veya insanların ayaklarına karşı olan obsesif bir ilgi üç yaşında kabul edilir olabilir. Eğer 20-30 yaşlarında halen küpe takan kadınlara yaklaşıyorsa yada insanların ayaklarına dokunmak için ayakkabılarını çıkarıyorsa, bu problemler toplum tarafından çok farklı görülmektedir. Trenlerin büyüsüne kapılmak, çamaşır makineleri ya da toplu taşıma araçlarındaki aydınlatma sistemleri, çocuk yaşta, aile tarafından kontrol edilebilir zorluklara neden olur fakat ileri yaşlarda bu ilgi hala devam ediyorsa problem davranışla baş etmek daha zor olacaktır.

Otizmli bireyler yaşları büyüyüp farkındalıkları geliştikçe onların yaşındaki diğer kişilerin arkadaşlarının olduğunun, kız – erkek ilişkilerinin ayrımına varıp onlarla aynı olmayı umabilirler. Fakat, sosyal ilişkileri yöneten oldukça karmaşık ve yazılı olmayan kuralları anlayamadıkları için, kolaylıkla kabul edilebilir davranış sınırları dışına adım atabilirler ve tekrar kendilerini ciddi zorluklar içinde bulurlar. Akran gurubu içinde kabul edilmeyi istemek istem dışı sosyal baskıya karşı çok savunmasız kalmalarıyla sonuçlanabilir. Örneğin; gençlerin birlikte sosyalleşmeye çalışmaları kendi çıkarlarına yönelik faaliyet yapmaları oldukça yaygındır; geri ödememek kaydıyla borç para almak, yasa dışı oyunlara katılmak, hırsızlık ve araba kaçırmak gibi. Yetişkinlikte sosyal zorlukların olmasını tamamen önlemek mümkün olmamakla birlikte, büyük zorlukları önlemek için yapılabilecek şeyler vardır, eğer erken yaştan itibaren ebeveynler bu davranışları zekice yada şaka olarak yorumlarlarsa, bu durum yetişkinlikte yada ergenlikte büyük zorluklarla sonuçlanır. Bu yüzden, erken çocuklukta bazı şeylerin nasıl, ne zaman, nerede, kiminle yapılacağı hakkında kesin kurallar kurmak, çocuklukta serbest yaklaşımda bulunup yetişkinlikte ciddi kısıtlamalar koymaktan daha güvenlidir. Otistik bireylerin çok azı bir davranışın neden 3 yaşında tolere edilebilir olup da aniden 13 yaşında tamamen kabul edilemez olduğunu anlayabilir. Ve çoğu anlayabileceği bir neden olmadan davranış kalıplarının aniden değiştirilmesine karşı tepkilidirler.

Zihin teorisini güçlendiren sosyal beceri eğitimleri ve programları temel becerilerin bireylere öğretilmesinde önemli olabilir ancak temeldeki eksiklikleri gidermesi beklenmemelidir. Sosyal iletişimi güçlendirmenin etkili bir yolu bireylerin eksikliklerine odaklanma yerine belirli becerilerin ve yetilerin kazanılmasına odaklanmaktır. Eğer bu beceriler sistematik bir şekilde desteklenirse zamanla bireylerin başkalarıyla sosyal kontak kurmalarına yardımcı olur, sosyal statü ve kendine güveni arttırır. Hava, taşımacılık, müzik, böcekler yada televizyon gibi konularda özel ilgi ve bilgi sahibi olmanın diğer normal insanlarla iletişim kurmanın bir yolu olduğu kanıtlanmıştır. Yaşlı ve daha iyi durumdaki kişiler için bu ilgi ve bilgilerin sosyal iletişim için canlı bir kaynak olduğu kanıtlanmıştır.

Çalışmalar, daha iyi durumdakiler için kendilerinden ziyade çevre ile ilgili düzenlemelerin yapılmasının daha etkili olduğunu göstermiştir. Belirlenmiş, tutarlı ve en azından kontrolün biraz onlarda olduğu ortamlarda otistik bireyler en yüksek performanslarını sergilerler. Eğer sözel ifadeler görsel ve diğer ipuçları ile desteklenirse katılımları ve ilerlemeleri artmaktadır. Yetişkin otizmli bireylerle çalışanlar bu bireylerin rutin ve belirginliğe olan ihtiyacından, değişime uyum sağlamada yaşadıkları zorluklardan ve kendi tercihlerini yapmaları ile ilgili yaşadıkları zorluklardan haberdar olmalıdır. Dili ve sosyal durumları anlamadaki zorluklar öğrenme güçlüğünde olduğu gibi karşılıklı sosyal kontaktan hoşlanmadıkları anlamına gelir. Fakat öğrenme güçlüğünde etkili olabilecek çevre koşulları otistik bireylerde aynı etkiyi göstermeyebilir. Bu nedenle otistik bir personelle birlikte çalışan kişilerin çalışma ortamını onun ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenleme konusunda eğitilmeleri gereklidir.

Çoğu otistik bireyin arkadaş grubu ile iletişim kurmasını ya da ekonomik bağımsızlık kazanmasını önleyen en önemli faktör iş imkanlarından yoksun olmalarıdır. Herhangi bir engel grubunda olan bireyler için iş imkanları oldukça zayıftır ve maalesef otizm buna dahildir. Ancak şu açıktır ki; Amerika’daki uygun düzenlemelerle iş ortamı otizmli bireylere başarılı bir şekilde açılmıştır. Örneğin; Mesibov ve ekibi tarafından yapılan bir araştırmaya göre TEACCH organizasyonunun desteklediği hastaların çoğu iş bulabilmiş ( bazıları bağımsız, bazıları küçük gruplarda koç tarafından desteklenmiş) çoğu engelli serbest ilkeler doğrultusunda çalışabilmiştir. Benzer bulgular Smith ve ekibi tarafından belirtilmiştir. İngiltere bu düzenlemeleri geriden takip etmiş ve var olan projeler çoğunlukla öğrenme güçlüğü olan bireylere odaklanmıştır. Son yıllarda National Autistic Society’nin içinde bulunduğu bir proje şunu göstermiştir ki; uygun destek,otizmli bireylerin gayretli, üretken, ve bazen yüksek seviyede meslek sahibi olmalarına yardımcı olmuştur. Mavhood and Howlin özel eğitim desteği alan bir grup yüksek fonksiyonlu otistik birey içinde ( ortalama 30 yaş, IQ ve dil becerileri normal ölçüde) %60 dan fazlası 2 yıllık bir pilot proje süresinde iş bulabilmiştir. Hatta çoğu ofis yönetimi, muhasebecilik, bankacılık gibi beyaz yakalı işlerde görevlendirilmiştir. Özel eğitim almayan karşılaştırma gurubundaki bireyler sadece %20 civarında iş bulabilmiştir ve bu işler az ücretli el işleridir. Örneğin süpermarket raflarını düzenlemek gibi.Bu pilot projenin tamamlanmasından beri 6 -7 yıl içinde 90 kişi yeni bir iş bulmuştur. Bu işlerin %81 i yöneticilik ve muhasebeyle ilgilidir ve yarısından çoğu sürekli kontratlardır. Bu proje kapsamında otistik bireylerin becerileri ve işin nitelikleri uygun şekilde eşleştirildiği için çalışma sırasında işin niteliğini etkileyecek fazla zorluk yaşanmamıştır.Eğer zorluklar olduysa bunlar genelde sosyal iletişim kaynaklıdır.Bu problemlere çözümler tüm yaşlardaki otizmli bireyler için etkili olan kurallara dayalıdır.Örneğin sözel olmayan ipuçları ve komutlara dayanmak,(yazılı listeler, resimler ve kontrol listeleri) yüksek seviyede yapılandırılmış rutine dayalı ve belirgin ortamlardır.

Çalışma koşullarını, davranışsal ve sosyal gereklilikleri anlatan açık ve anlaşılır kılavuzlar da gereklidir. Son olarak, eğer davranışlar yada ürün herhangi bir sebepten ötürü kabul edilebilir değilse ürün yöneticisi tarafından anında geri bildirim vermekte önemlidir. İş koçlarının desteği ile otizmli bireylere iş veren şirketlerin sayısı artmaktadır ve Londra kökenli bu proje sınırları dışında İskoçya ve kuzey İngiltere’ye de taşınmıştır. Eğer bir firma otizmli bir bireyi işe alırsa bu şirket, bu kişilerin iş yerine sağladıkları faydadan ötürü bu durumdaki diğer bireyleri de işe almak için daha istekli olmaktadır çünkü otistik bireyler çene çalarak zaman harcamamakta, telefon konuşmalarında saatler harcamamakta ve daha çok diğer işçilerin yapmak istemedikleri rutin işleri severek yapmaktadırlar. Genelde çok güvenilir, dürüst ve çalışkandırlar.

Özet
Otizmli bireylerin yetişkinliğe geçişlerini kolaylaştırmak için yapılacak çokça şey vardır. Teşhis konulan yaş gittikçe azalmasına rağmen özellikle daha iyi durumdaki çocuklara daha geç yaşlarda teşhis konabilir. Ayrıca erken teşhis tek başına yeterli değildir. Aileye davranış problemleriyle nasıl baş edecekleri, iletişim becerilerini nasıl geliştireceklerini ve çocuk büyüdükçe ortaya çıkacak başlıca zorluklara neden olan erken obsesif ve ritualistik davranışların riskini nasıl azaltacakları, sosyal etkileşimi arttıran becerileri nasıl geliştireceği konusunda destek verilmelidir. Ek olarak otizmli kişilerin ihtiyaçlarını içerecek şekilde ve okul öncesi, ilk, orta, ve daha yüksek eğitim seviyesinde en iyi eğitim yolları konusunda “eğitimciyi eğitmek” de çok önemlidir.

Sosyal, sağlık ve işsizlik hizmetleri içinde de otizmli bireylerin ihtiyaçları daha geniş algılanmalı, destekli ve yarı bağımsız yaşama ve üretici iş gücü konularında daha geniş seçenekler geliştirmek yolunda ilerlemelidir.Sosyal etkileşim imkanları daha etkili yollarla örneğin sosyal destek ve sosyal beceri gurupları ve arkadaş olma projeleri ile desteklenmelidir. Son olarak, bu grupta rastlanabilecek psikiyatrik hastalıklar riski göz ardı edilmemeli ve psikiyatrik problemlerden kaçınmanın yada bu problemlerle başa çıkmanın daha etkili yolları geliştirilmelidir.

Çeviren: Psk.Nagihan TEZER

Erotik Hikaye Ensest Hikaye